24 Haziran 2012 Pazar

YAZIN DİZİSİ: BIG

VE İŞTE SİZE YAZIN DİZİSİ.... BIG

Yeni izlediğim ve çok ama çok beğendiğim diziyi sizlerle paylaşmak istedim.  Başrollerini Gong Yoo ; Seo Yoon Jae olarak ve Lee Min Jung : Gil Da Ran olarak paylaşıyor. Öncelikle dizide beni vuran ne mükemmel senaryo ne de aşk dolu sahnelerdi. Dizinin renkleri, ortamı yani kısacası görüntülerin güzelliğiydi beni vuran. Hele ki ilk bölümdeki yeşil şemsiye beni kendisine bağladı :)






Konusunu kısaca özetlersek; 18 yaşındaki Kang Kyung Joon ve 30 yaşındaki Seo Yoon Jae bir kaza geçirir, Seo Yoon Jae uyanır ancak bu beninin içindeki Kang Kyung Joon'dur. İçinde bulunduğu vücudun yani Seo Yoon Jae'nın öğretmeni Gil Da Ran 'ın nişanlısı olduğunu öğrenir ve bu bedende hayata tutunmaya çalışırken bir çok komik, üzücü ve aşk dolu şeylerle karşılaşır. ...

Filmimizdeki diğer önemli kişi Jang Ma Ri karakteridir, Kang Kyung Joon 'un Amerikadan kız arkadaşıdır, kazadan sonra Kang'dan haber alamayınca Koreye gelir, biraz sinirli, şımarık ama Kang'ı asla yanından ayrılmayacak kadar çok seven bir kızdır.

Dizimiz boyunca Gil Da Ran'ın nişanlısını ne kadar sevdiğini, nişanlısının vucudunda olan Kang'ın öğretmenine aşık oluşunu izliyoruz. Şu aşamada elimde olmayan sebeplerle daha fazla bilgi veremiyorum çünkü henüz daha 6 bölüm yayınlandı, başrolün 3. bölümden sonra ortaya çıktığı koredizileri bildiğim için, şu aşamada senaryonun nereye gideceğini kestiremiyorum. Evet, ilginç sonunu tahmin edemediğimiz bir kore dizisi :) İşte bu yüzden zevkle izliyorum :))))

-Nişanlısı olan Seo Yoon Jae geri dönecek mi?
-dönerse öğretmenimizi seviyor mu  yoksa arada yaşanan her şey bir yanlış anlaşılma mı?
-Kang'ın aşkına ne olacak?


vb vb bir sürü soru beynimim içinde dolanıyor :)

Bu arada unutmadan Kangın _O oOoo ları jesusları - Stupid leri ve daha bir süsü komik söylemleri var, neşeyle izliuorum. Ayrıca bazı sahnelerde devreye giren şu müziğede  hasta oldum, bulduğumda paylaşacağım :)

Dizinin güzel görüntülerini içeren bir OST, izleyin bakalım



17 Haziran 2012 Pazar

KORECE ÖĞRENİYORUM!

O kadar çok kore dizisi izledikten sonra, bir gün kendimi neredeyse 100 kelime/kalıp gibi şeylere hakim buldum :) Altyazılara bakmadan baya baya anlıyordum ve dedim ki artık bu kadar  hızlı kapabiliyorken niçin  doğru düzgün öğrenmiyorsun!

İnternette yaptığım kısa bir araştırma sonucu 1-2 kitap buldum, türkçe korece olan, internette yazılana göre baskı artık yoktu ama taksimde aramaya karar verdim.  Bu iki kitap:

Korece 1-2-3
ve
Korece Konuşma Kılavuzu

Konuşma kılavuzu olan daha çok koreye turist olarak giderseniz, kullanabileceğiniz cümleleri içeren bir kitap, incelediğim kadarı ile...Ama Korece 1-2-3 serisi, kore  dili edebiyatı bölümlerinde okutulan bir kitap, kelimeler, gramer, okunuş herşeyi içeriyor.

Bende Korece 1 'i aldım :)

Resimden den görülebileceği gibi, hızla tükettiğimiz kore dizilerinden etkilenerek yapılmuş yeni bir kapağa sahip ve içeriği de oldukça başarılı, ben çok hızlı ilerliyorum çünkü kitap gerçekten anlaşılır. Ancak kesinlikle bir de dinleyerek pratik yapabileceğiniz bir siteyi takip etmelisiniz, çünkü okumada bir sürü küçük kural var ve harfler yerlerine göre farklı sesler haline dönüşebiliyor. Kitapta kendi çıkarımınca okuyup yanlış öğrenmek pek iyi olmaz o yüzden süper bir de site buldum. Onu da size öneriyorum, ama ingilizce bilmeniz gerekiyor :(

http://lei.snu.ac.kr/site/click-korean/I_KOR_01/intro.html
Artık gerisi size kalmış, ama kesinlikle biz Türklrer için öğrenmesi çok kolya bir dil: Sondan eklemeli, cümle dizilişi aynı, ekler çok benzer ve zaten çok kısa hecelerden oluşuyor, biraz azimle kısa sürede öğreneceğime inancım sonsuz.

Aslında yapmak istediğim şey Kore Kültür derneğinin derslerine gitmekti ancak malesef saatleri bana uymuyor, umarım gelecek Eylül'den sonra onları da uyduracağım. 

Bekleyelim ve görelim, nasıl hızlı ilerliyorum, sizleri haberdar edicem :) 



10 Aralık 2011 Cumartesi

Ve Salsa.....

Evet, biraz aradan sonra bu aralar kendimi neye kaptırdığımı açıklayarak dönmek istedim sana sevgili blogum ve okuyucularım :)



Üniversite yıllarımda,hem eğlence olsun hem de değişiklik diye başladığım bir şeydi dans... Daha sonrasında bir kere o hazzı aldıgınızda elinden kurtulamıyorsunuz önce salsa sonra merenge bachata derken tango ile devam ettim ve sonra keskin bir bıçak.... Bir keresinde gösteriye bile çıktım ancak devamını getiremedim işte...

Niyesini sorarsanız, çift anadalda  (yoğunluk vs. ) bir etkendi ama en çok dans etmeyen bir erkek arkadaşın o igneleyici lafları, tripleri kırgınlıkları ve benim fedakarlık yapmayı bir onur bilen karakterim etkili oldu. Sonra o dans grubundaki arkadaşlardan koptum sonra sadece tatillerde ve dans eden birini bulduğumda dans eder oldum. Taki İzmir'e gelene kadar.

İzmir ve bu aldığım yönetici adayı eğitimi  benim için kendimi düşünme fırsatı oldu. Nereden geldim, nelerimi değiştirdim, nelerimi geri isterimi, neleri iyi ki değiştirmişim. Şöyle bir baktım ve ben sürekli gelişim adı altında kendimi törpüleyip durmuşum, hem eleştirileri haklı bulmamı sağlayacak sebepler yaratmışım.. Evet ben Neşeliyim ! evet ben Gülmeyi, Dans etmeyi, Yeni insanlarla tanışmayı,sıcak kanlı olmayı severim. Evet bazen çok konuşurum! Bunların negatif olduğu konumlarda var, ama pozitif olduğu yerlerde. Bunları azaltırım ama bunları azaltmak ve bırakmak beni mutlu eder mi? Yada bu değişim ne kadar sürdürülebilir ?

Dansı bıraktım ama içimde hep bir ukte olarak kaldı ve İzmir 'e yerleştiğimde ilk işim bir dans gecesi ve okulu bulmak oldu :) Şimdi her hafta dansa gidiyorum, bir akşamda olsa, inanılmaz zevk alıyorum aynı heyecanı paylaşan insanlarla tanışıyorum. Bu işi profesyonel yapmak için ugraşanları takdir ediyorum.

Ve söz veriyorum bundan sonra eleştirileri dinleyeceğim, onları haklı bulmak için sebepler arayacağım ama kim olduğumu neden zevk aldığımı ve nasıl bir insan olmak istediğimi unutmayacağım. Bu yüzden dansı bir daha bırakmayacağım :)



Not: İzmirde nerede Salsa yaparım nerede gece varmış diyorsanız. Ben Tarz Dans ile çalışmaya başladım hocalarından da çok memnunum. Dans geceleride bu Konaktaki Borsa Binasının altındaki Borsa Restorantta Çarşamba akşamları 9:30 gibi başlıyor.

10 Kasım 2011 Perşembe

Easy Fortune Happy Life- Tayvan Dizisi

Tayvan dizilerine olan antipatisi yüzünden o çok ünlü Destiny Love'ı bile izleyememiş bir insanım ben...
Niye diyecek olursanız ilk önce o dilleri beni çok rahatsız hissettiyor: kelimeler, telefuzlar, ifadeler, vurgulamaları vb. öyle kulağımı tırmalıyordu ki izleyemedim.

Yanılmıyorsam Destiny Love'daki aynı kız bu benim önereceğim dizide  de oynuyor, belkide yeteneksiz bir izleyici olarak karıştırıyorum ( hani bu doğu sineması izlemeyip , hepsi aynı kuzum bunların diyen tipler var ya onlara benzedi benim yorumumda tü tü tü )

Dizimizden bahsedersek kendisi 2009 yapımı çokta yeni olmayan bir dizi
başrol erkek oyuncumuz : Lan Cheng Long filmde Yan Da Feng roluyle karşımıza çıkıyor 嚴大風


Evet Evet biliyorum! Gerçekten yakışıklı bir arkadaşmış, o rahatsız edici dillerine rağmen diziyi izlenebilir kılıyor :)


Bayan oyuncumuza gelince: Chen Qiao En isimli oyuncu Xie Fu An karakterini canlandırıyor. Sevimli bir ifadesi olduğunu söyleyebilirim, karakter için daha cıvıl cıvıl birisi bulunabilirdi bence. Neyse henüz diziyi bitirmedim, 5. bölümdeyim yanlış yorumlar yapmam da mümkün o yüzden şimdilik  bukadar


Birazda dizimizden bahsedecek olursak;
Öyle aman aman süper güldüyor .... değil
Çok acıklı göz yaşlarınızı tutumıyorsunuz ..... değil
çok romantik böle kalpler havada uçuşuyor ... değil

Gerçekten ortalama bir dizi, ama başlangıcından itibaren konusu sizde bir merak uyandırıyor, nasıl olacakta aşık olacaklar diye düşünmeden edemiyorsunuz. Genel itibari ile konuda:

Şuanda yaşlı olan dede ve babane daha önceden tanışmışlardır ve dede babannenin saflığından yararlanarak ona aşık olduğunu söyleyip onu kandırmış ve elindeki ilaç formullerini çalmıştır. Babanneyi terkettikten sonra büyük bir şirket kurup zengin olmuştur. Ancak ailesini çok kötü bir şekilde yetiştirmiştir ve ailesi artık onun ölmesi için dua etmekte ve mirasını ele geçirmek için beklemektedir. Bu durumdayken babanneye yaptıkları için pişman olmuştur ve tüm mirasınu babannenin torunu olan  asıl kızımıza bırakır ve kim onla evlenirse şirketin sahibi olur şartını koyar ve hikayemiz karışır. Bende devamını bekliyorum henüz 4. bölümdeyim ama eklemem gereken bir nokta ise ilginç bir karakterimizin daha olduğu:

Fu An 'ın yardımıyla hayatını kurtardığı bir gangıster genç yakışlı ortalıklarda dolaşıyor, üyesi olduğu topluluğa göre "Birisi hayatını kurtarırsa bunu ya hayatıyla ya da bir iyilikle ödemek zorunda". Bu durumda ya Fu An 'ın bir dileğini yerine getirecek yada kendi bağırsaklarını deşerecek kendisini öldürecek.

Hikayede yardımcı erkek karakter olmasını umuyorum, bakalım neler göreceğiz.

Ya tüm dizileri izledim,şu an yeterince iyi bir dizi yok beni tatmin edecek diyorsanız benim gibi. Buyrun Easy Fortune Happy Life'ı izleyin, ben tavsiye ederim .



5 Ekim 2011 Çarşamba

Shell ve Opet niye kapıştı, Opet niye kazandı ?

Haksız rekabat????
ihtiyati tedbir ????
Petrol piyasası???

Belki çogumuz Shell'in TV'de yayınlanmadan kaldırılan reklamlarını duymuştur, bende durumu kendi çerçevemden özetlemek istiyorum ki iş dünyasında yapacağınız her adımın nasıl sonuçları olabileceğini görelim...

Öncelikle edindiğim bilgilere göre; Shell yıllardır Türkiye piyasasında pazarda 2. konumdadır, ancak Opet hızlı yükselişi ile bu durumu sonlandırır. Ve sebepleri düşünüldüğünde petrol şirketleri dışında diğer ilgili kurumlarla yapılan anlaşmalar gösterilebilir. Bunlardan birisi de Ford ile yapılan işbirliğidir.

Bu iş birliği çerçevesinde Ford'dan araçlarını alan tüketiciler, yakıtlarını sürekli Opetten alırlarsa, ilgili aksan garanti kapsamında bulunuyor ve herhangi bir arıza olursa ilgili sorun ücretsiz gideriliyor.

Malesef ki daha fazla ayrıntılarını bilmemekle birlikte internette bulunan yazılardan öğrendiğim kadarıyla bu bir ekstra hizmet...

Hem bu kampanyayı hedef alan hemde pazardaki Opet'in yükselişine istinaden, Shell yeni bir kampanya başlatıyor.

Reklam metinlerine dikkat edin :

REKLAM 1:

“...- O arabayı alırken verdikleri kart var ya, beni her yerde takip ediyor... “... Şimdi bu kart eğer hep oradan yakıt almazsan anlıyor, sonra hop garantin yanıyor.””
“... Bakın beyefendi. Ben sıfır kilometre ... marka bir araba aldım. Bana bir kart verdiler, garantimin bozulmaması için yakıtımı hep .....’ten almam gerekiyormuş. Doğru mu?...
Doğru değil Ahmet Bey, Shell’de aracınızın markası, yaşı, kilometresi sorulmaz. Siz de yakıtınızı Shell’den alın aracınızı Shell güvencesiyle koruyun.”
Dava dilekçesinde bu reklam konusunda şu ifadeler yer aldı:
“Reklamdaki, “... yakıtımı hep ... ‘ten almam gerekiyormuş” ifadesi açık ve net bir şekilde “Opet”i hedef almakta ve reklam dinlenildiğine de ‘Opet’ lafzı ‘dıt’ sesine rağmen açık bir şekilde duyulmaktadır.”

REKLAM 2:

“- Bitti Bitti.
- Ne bitti?
- Benzin, benzin bitti.
- Ee hemen şurada Shell var.
- Var ama sadık olmam lazım.
- Neye yaa?
- O arabayı alırken verdikleri kart var ya, beni her yerde takip ediyor.
- Nasıl yani?
- Şimdi bu kart eğer hep oradan yakıt almazsan anlıyor, sonra hop garantin yanıyor.
- E sen bu kafayla çok yolda kalırsın.
- Neden?
- Çünkü Shell’de aracının markasını, yaşını, kilometresini hatta garanti süresini sormuyorlar bile.
Siz de yakıtınızı Shell’den alın aracınızı Shell güvencesiyle koruyun. Ayrıntılı bilgi shell.com.tr’de.”


Şimdi dava ve yorumlar şu şekilde:

Yaklaşık 7 yıldır Türkiye’de satış hacmi yönünden ikinciliği elinde bulunduran Shell&Turcas Petrol, bu sırayı müvekkil şirketin alması üzerine, alternatif bir reklam kampanyası başlatmıştır. Shell&Turcas Petrol tarafından 06.09.2011 tarihinde radyo, televizyon ve internet sayfası dahil her türlü kamuya duyuru aracıyla yapılan ve halihazırda devam etmekte olan reklamlarda, müvekkil şirketin reklam kampanyası ve ürünleri hedef alınmış ve arada haksız, kötüleyici bir bağlantı kurulmuştur. Davalı şirket reklamlarında yer alan beyanlarla, müvekkil şirketin uygulamakta olduğu kampanya çok açık bir şekilde hedef alınmış, kampanyayı ve müvekkil şirketin ürünlerini kötüleyici, müşterileri incitici ifadelere yer verilmiştir.

- Reklam kaydından da anlaşılacağı üzere reklam dinlenildiğinde, reklam içinde “dıt” sesiyle geçilen petrol firmasının müvekkil “Opet” olduğu açık bir şekilde anlaşılıyor. Davalı taraf bunu dahi gizleme zahmetine katlanmamış ve haksız rekabet eylemini açık bir şekilde işlemiştir.”


Ancak benim değinmek istediğim farklı bir nokta var:

*Evet Opet direk hedef alınmıştır, evet kötüleme yapılmaya çalışılmıştır

fakat bunlar niçin haksız rekabettir???

Çünkü:

Ticaret Hukukuna göre gereksiz yere kötüleme yapmak yanlıştır, Opet ile Fordun yaptığı iyi bir hizmet sunmaktadır ve böyle bir anlaşma yapmak en doğal haklarıdır, kimsenin çıkıpta bunu kötü göstermek ve yanıltıcı bilgi vermeye hakkı yoktur... Yani Opet'in dıt sesinden bile anlaşılmasından ziyade önemli olan yapılan anlaşmanın kötü gösterilmesidir...

Şahsi kanaatimce .....


Dava sonucu mu ne oldu?

Zaten Opet, dava sonuçlanmadan öncede reklamlar için ihtiyaci durdurma kararı almıştı ve mahkemede kararını opetten yana vererek reklamların durdurulmasına karar verdi....

Kaynak: Milliyet,
reklamazzi.com

28 Eylül 2011 Çarşamba

Üniversite'den sonra statik çevrede sosyalleşme çabaları

Ne zormuş, yıllar sonra sosyal bir ortama adapte olmaya çalışmak!

Şimdilerde düşünüyorumda, üniversiteye başlangıç çok farklı bir durumdu ama çokta zor değildir. Kovaya düşmüş balık gibiydi herkes ve arkadaşlıklar kolay harcanabilen sosyal olgularda ilk yıllarda... 100-150 kişilik havuz sınıflarında zaten arkadaş edinmek kolay değildi, hemde kalıcı değildi ve o olmazsa öteki öbürü olmazsa diğer birsürü alternatif vardı etrafta...

Böylesine geçen yıllar sonrasında, bölüm dersleri başladığında yavaş yavaş kaynaştı herkes, analiz etti birbirini, gezdi tozlu coştu sonra kurdu grubunu... çünkü tek tük başlayan bölüm dersleri asla kimseyi biradan statik bir sosyal çevreye itmedi.


Şimdilerde bir yandan kendime sosyalleşmeyi mi unuttun elif diye dert yanarken bir yandan da hak veriyorum. Şu an bilmediğim bir şehirde, tanıdığım kimse olmadan, 25 kişi ile tüm gün iş yerindeki eğitimi paylaşıp 16 kişilik bir alt grup ilede oteli paylaşıyorum.

Öylesine statik bir çevreki... tabiki yine herkesi inceliyorsun, kendine ve zevkine en yakın arkadaşları bulmaya çalışıyorsun ama dışardan görüldüğü kadar kolay değilmiş... Özellikle son 4 yıldır sadece 5-10 kişilik yeni çevrelere giren ve arkadaş-ahbap çevresini oturtturmuş benim gibi sosyalzadeler için.

Açıkçası iyi bir performans gösterdiğimi düşünmekle birlikte bunları düşündüğüm için bile kendime sosyalzade diyorum. Ama böyle bir tecrübeninde ileride iş hayatında çok faydalı olacağının farkındayım, her zaman mutlu olmanın yada mutlu olduğun insanlarda birlikte olmanın münkün olamayabileceğini, self-motivation'ın çok önemli olduğunu kavrıyorum.

Nese tüm bu dert tasam içerisinde oteldeki oda arkadaşımdan çok memnunum, otel tayfasından gerçektende yanımda olmasını isteyeceğim kişi yanıma düşmüş... Burcumla birlikte yaptığımız türk kahvesi keyfinden bir görüntü aşağıda :)

15 Eylül 2011 Perşembe

İzmir Yolcusu

Çoğu kişi başka şehirlerden kalkıp gelir İstanbula... üniversite okumaya, çalışmaya, iş kurmaya, hayat kurmaya... Bense gidiyorum, hem yeni bir hayat kurmaya hem çalışmaya, hem başlamaya...

İzmir bundan sonra benim hayatımda yeniyle eş anlamlı olacak, yeni iş, yeni arkadaşlar, yeni şehir , yeni başlangıç... İsteyerek çoooook isteyerek gidiyorum ve eğer istiyorsan hiçbir yanlış gidemez diye düşünüyorum. O yüzden iyi şeyler olacağından yana şüphem yok. Ama bir yandan da bu kadar mutlu olmamalı diyorum çünkü mutluluk benim çeneme vurur :) Çok konuşma, insanları sıkma oralarda elif diyorum.
3 Martta bitecek olan program şuanda bile gözüme çok uzun geliyor, 6 ay otelde nasıl geçer diye endişeleniyorum ama bir yandan da projeleri, dersleri, eğlenceleri düşündükçe umutlanıyorum.

Sonuç, Ey İzmir bundan sonra yeni hayatımın ilk büyük kapısısın, haberin olsun, ona göre karşıla beni....